Görme Biçimleri

Görme Biçimleri kitabı “Görme konuşmadan önce gelmiştir. Çocuk konuşmaya başlamadan önce bakıp tanımayı öğrenir.” şeklinde başlıyor. Kitap 7 bölümden oluşuyor ve beni bu yazıyı yazmaya yönlendiren kısım, yedinci yani son bölüm oldu. İlk kısımların tarihî sanat eserlerinden, özellikle nü dediğimiz içerikler üzerinden bolca ilerlemesi, bu kitabı alırken ki beklentimi tam karşılamadı. Ama yedinci kısımda gerçekten görme olayını — yani bakış açımızdan tüm dünyada bize reklam olarak sunulan ve durmadan satın almaya yönlendiren reklamlar konusuna değindiği kısım — ilgimi çekti.

“Reklamın dayandığı temel huzursuzluk şu korkudan doğar: hiçbir şeyin yoksa sen de bir hiç olursun.”

Yedinci bölümde geçen bu cümle, beni düşünmeye iten cümlelerden biri. Saatlerce çalışıyoruz ve bunun sonucunda ömrümüzde 2-3 defa kullanacağımız şeylere yatırım yaptığımız oluyor. Bunu niye yapıyoruz? Ya da gerekli, gereksiz birçok şey alıp bir kenarda bekletiyoruz. Sadece sahip olma duygusu bunu bize yaptırıyor olabilir. Ya da beynimize harcamak her gün her ekranda kodlandığı için mi gerekli gereksiz her şeyi satın alıyoruz? Sizin fikriniz nedir?

“Para harcama gücü olmayanları gerçekten kimse sevmez. Para harcama gücü olanlarsa sevilir.” — Görme Biçimleri, s. 143

Kitabın yine aynı sayfasında, 143’üncü sayfada yer alan bu cümle için günlük hayattan örnek aradım. İki uç kısma bakmaya çalıştım. Elimize Instagram gibi bir örneği alabiliriz. Şatafatlı hayat yaşayan insanların profillerine bir göz gezdirelim — milyonlara yakın takipçileri olabiliyor. Özellikleri nedir diye baktığımızda görüyoruz ki şatafatlı hayatlarını, en zenginlik dolu yanlarını görsellerle diğer insanların beğenisine sunuyorlar. Diyeceksiniz ki başarılı olup takip edilenler de var. Elbette var, ama istisnalar genel kaideyi bozmaz. Diğer yandan çok büyük şirketlerde önemli konumlarda bulunan insanların 1.000’i geçmeyen takipçileri de oluyor. Olay aslında ne kadar insanlara görsel sunup sunmadığında bitiyor. Diğer uç kısım ise çok normal hayatlar yaşayıp bunları sosyal medyadan — yani günümüzün kendini pazarlama medyasından — yayınlayıp beğenilme bekleyen kişiler. Zenginlerde gördüğümüz etkiyi bu kişilerde çokça göremiyoruz, yine istisnalar dışında.

Gerçekten her zaman daha fazla şey almak bizi mutlu edecek mi? Lise yıllarımda efsane bir “yeni teknolojik ürün alma” hastalığım vardı. Ama o hastalık şu an gram yok. Sosyal medyada karşımıza çıkan reklamlar beni etkilemiyor mu? Tabii ki etkiliyor. İnsan olan herkesi etkiler. Bunu da azaltmak için Instagram kullanımını oldukça kısıtlamaya gitmek istiyorum. Şu an başlamadım ama gerçekten sosyal medyanın bana kattıklarına nazaran götürdükleri daha fazla. Şu dünyada satın alamayacağın zaman kavramını boş boş şeylere harcamak içimi sızlatıyor. Ama her seferinde yeniden o Instagram kuyusuna bir şekilde düşüp, “keşfet” dediğimiz bölümde göz açıp kapayıncaya kadar iki saatimin gittiğine tanık oluyorum. Bunu düzeltmenin yolu olarak da kendinize sizi geliştirecek, insanlara faydalı olabileceğiniz yeni konular bulmanızı tavsiye ediyorum. Tatil diye bir kavramınız olmazsa Instagram için ayıracağınız vaktiniz de olmaz.

Bu arada kendi işinizi yaparsanız zaten her anınız tatil gibi olacaktır. O yüzden kendinizi geliştirip kendi işinizi kurup zamanınızı bunlara ayırmanızı tavsiye ederim. Kitaptan baya uzaklaştım ama ben size kitabın özetini değil, kendi yorumlarımla bu kitabın bana ne düşündürdüğünü yazmaya çalışıyorum. O zaman şimdilik kalın sağlıcakla.

Leave A Comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir